|
EL ÖPENLERİN ÇOK OLSUN! VE LİMON KOLONYASI |
|
Yazar Meltem Ferendeci Özgödek
|
EL ÖPENLERİN ÇOK OLSUN!
VE
LİMON KOLONYASI
(Meltem FERENDECİ ÖZGÖDEK)
Yetmişli ve seksenli yıllarda, Türkiye’de şehirli çocuk veya genç
olmak, insana karışık duygular yaşatıyordu. Dünya değişiyor, siyasi
profiller değişiyor, iletişim kanalları açılıyor, kültürler arası
etkileşimler artıyor ve böylece günlük hayat değişiyordu. İletişim
araçları ve popüler kültür değişime hız katıyordu. Yenilikleri seven
genç nesil için bu değişim hem eğlenceli hem riskliydi.
Çocukluğumuzun ilk döneminde el öpme konusunda eğitilip, motive edilip,
büyüyünce elimizi öpenlerin hayalini kurmaya başlamışken birdenbire
evimize gelen teyzeler, amcalar ellerini öptürmez olmuşlardı. “Kızım
kocaman kız oldun ondan öptürmüyorlar” diye açıklamalar geliyordu.
Kocaman kızsam neden tek başıma alış verişe gitmiyorum sorusunun yanıtı
ise pek anlaşılamayan bir tebessüm oluyordu nedense. “El öpmeli mi
öpmemeli mi” stresi yüzünden insanın canı misafirlerin yanına çıkmak
istemiyordu. Tam elini ağzına götürecekken sert bir bilek hamlesi ile
tokalaşmak zorunda kalmak ya da tokalaşayım derken hızla kıvrılan elin,
öpülmek üzere burnuna çarpması, olası kazalardandı. Bu esnada yaşadığın
utanç ise işin zorlaştırıcı katsayısı olarak devredeydi.
Misafirler geldiğinde yiyecek ikramlarından önce herkese bir limon
kolonyası tutulurdu . Seksenli yıllarda bu ağırlama biçimi de yavaş
yavaş kalkmaya başladı. Çünkü modern yaşamda limon kolonyası eski
yerini kaybetmişti. Kozmetik sektörü büyümüş, küresel markalar dahil
pekçok çeşitli ürün kolayca bulunur olmuştu. Eline krem sürmüş, parfümü
ile etrafa çiçek çiçek kokan saygıdeğer misafirler, ellerine boca
edilen limon kolonyasının baskın etkisini artık istemiyorlardı. Limon
kolonyasının ikramı da genelde evin küçük kızlarına ait olduğundan bir
kriz de burada yaşanıyordu. Annesi bir göz işareti ile evin kızına
limon kolonyası servisini başlatmasını istiyor, kız da elinde şişe
misafirlere yöneliyordu. Ben almayayım demesine fırsat vermeden limon
kolonyasını döküverirse evin kızı, misafir ters bir bakışla eline
değen şey sanki asitli suymuş gibi davranıyor ve elini silkeliyordu.
Bunun üzerine yanında oturan teyzeyi rahatsız etmek istemeyen kızcağız
yavaşça geçerken kolonya şişesini teyzeye kaptırıyor ve ele bolca
dökülen limon kolonyasını şaşkınlıkla seyrediyordu. Değişim, kültür
içinde küçük yenilikler olarak yerini alıyor ve şaşırtıyordu.
Toplumumuz için yetmişli yılların sonu ve seksenli yıllar kültürel
geçişlerin belirgin olarak yaşandığı, küreselleşmenin iyice
hissedildiği yıllardı. Bu geçiş yılları, açık sistem içindeki bütün
kültürleri etkiliyordu Etkileşim genelde baskın kültürlerin lehine
oluyordu. İletişim kanallarının yardımı ile bu kültürler, diğerlerini
etkisi altına alırken el öpme geleneği, misafire limon kolonyası
ikramı gibi küçük, sevimli değerler örselenebiliyordu.
Kültürler arası etkileşim, kültürleri zenginleştirirse anlamlıdır. Bir
tarafın değerlerini kaybederek diğer tarafa teslim olmasıyla etkili ve
verimli bir kültürel etkileşim yaşanamaz. Kültürel etkileşim aslında
bir iletişim sürecidir. İletişim de çift taraflı bir süreçtir ve
verimli olması için her iki tarafın aynı derecede etkilenmesi gerekir.
Taraflardan birinin bilgi ya da değerlerini diğerine dikte ettirmesi,
iletişim değil iletim olur, bu tek taraflı bir süreçtir ve verimli
olması zordur. Bugün küreselleşme, kültürleri daha geçirgen yapmıştır.
Seksenli yıllarda ilk defa gerçek anlamda hissettiğimiz bu olgu bugünün
gençleri için artık içinde yaşanılan bir kavramdır. Küreselleşme,
kültürel etkileşime omuz veren araçlardandır. Ancak bütün kültürleri
aynı şekilde etkilemez. Baskın kültürlerde yaratılan güncel değerler
küreşelleşmenin yardımı ile diğer kültürlere dikte ettirilebilir.
Seksenli yıllarda belirgin olarak etkisini hissettiğimiz bu kavram,
popüler kültürler yaratırken bazı değerlerin kaybedilmesine neden
olabilir. Örneğin, küreselleşen dünyada hızlı yaşamak bir gereklilik
olarak öğretilir. Yeme, içme ve yaşam alışkanlıkları hızlandırılır. Bu
ortamı destekleyici ürünler hayatı kolaylaştırmak için yaşamımıza
girerler. Onlar girince de eski bazı değerler çıkıp giderler. Kültür
çok esnetilebilen bir plastik torba gibi içine giren herşeyi alamaz.
Yukarıdan bastırdığınızda aşağıdan bazı eski değerler çıkıp giderler.
Bu duruma dikkat etmek gerekir. Birbiri ile daha fazla iletişim
kurabilen bir toplum yaratalım derken saygıyı örselememek ve her
kafadan bir ses çıkan hale dönmemek gerekir. Saygı ise sadece
anlatılarak değil, gösterilerek öğretilir. Bizim kültürümüzde el öpme,
güzel bir saygı göstergesidir, kaybedilmemesi gerekir.
Grip salgını yaşadığımız ve el öpme geleneğimizin iyice darbe yediği
bugünlerde bir de öneri: Önce elinizi limon kolonyası ile iyice
ovuşturun sonra da el öptürün, ya da öpün.. Böylece grip virüsünün
kültüre işlemesini önlemiş olursunuz.
|